
Göreliden Mutlak Yoksulluğa
Makalede günümüzde gittikçe büyüyen bir sorun olan yoksulluktan bahsedilmiştir. Son zamanlarda uluslar arası yardım ve finans kuruluşlarının yoksul ülkelere ilgilerinin artması sebebiyle, yoksulluk ulusal değil uluslararası bir sorun olduğu söyleniyor. Bunda elbette liberalizmin ve piyasa merkezli refah anlayışının etkisi vardır. IMF ve Dünya Bankası’nın ülkelere yaptığı uyum politikası ülke ekonomisini bozmakta ve dünya nüfusunun göz ardı edilemeyecek kadar büyük bir kısmı yoksulluk sınırının altındadır. Gelişmiş ülkelerle diğerleri arasında gelir farkı gittikçe artmıştır. Ülkemizde ise yoksulluk yardımlarına başvurular artmakta ve bunlara yardım eden Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Fonu’nun çalışmaları da eleştirilmektedir.
Yoksulluk Olgusuna Sosyolojik Bir Bakış
Yoksulluğun sosyal ve bireysel olduğu gibi politik de bir süreç olduğundan bahsetmiş. Bu nedenle yoksulluk ve buna neden olan yoksunlukların da neler olduğu önemlidir. Mutlak yoksulluk ölçümlerinde temel ihtiyaçlar belirlenerek yoksulluk sınırı; bu ihtiyaçların karşılanabilmesi içinde en az gelir bütçesi hesaplanarak açlık sınırı belirlenir. Göreli yoksulluğun ölçümsel anlamı yoksulluk sınırının saptanmasıdır. Makaleye göre; uluslar arası kuruluşların yoksulluk ölçütleri farklıdır. Çünkü her ülkenin temel ihtiyacı ve yaşam standardı farklıdır. Sosyolojik olarak yoksulluğun temelinde gıda eğitim konut nitelikleri gibi kavramların yanı sıra yoksulluğun yol açtığı sosyal ilişkiler de vardır.
Giderek Yoksullaşan Dünya ve Türkiye
Son zamanlardaki ekonomik kriz ve çatışmalar ülke ekonomilerini daha da kötüye götürmüş ve ülkelerde yoksulluk artmıştır. Zengin ve yoksul ülkelerdeki gelir dağılımı zengin ülkelerin lehine olması sebebiyle yoksulluk fakir ülkelerde daha da artmıştır. Ülkemizde ise son on yıldır yaşanan kriz felaket gibi olumsuz durumlar nedeniyle yoksulluk yardımına başvuran insan sayısı artmış ve bu sorunun giderilmesi için adil bir gelir dağılımını sağlayıcı önlemler alınması gerektiği görülmüştür.
YOKSULLUKLA MÜCADELE BİÇİMLERİ
Keynesci Refah Devletinden Piyasa Adaletine
Makalede yoksullukla mücadelenin 1970lere kadar refah devleti anlayışına göre olduğundan 70lerden sonra da kapitalizm ve bunun nedeni olarak da ekonomik krizler dolayısıyla piyasa merkezli bir refah anlayışına geçilmiştir. Bu anlayışa göre yoksulluk kapitalizmin geçici bir sonucu olarak görülmüş. Bu anlayışta yoksullara gönüllü kuruluşlar yardım eder ya da kendi kaderine bırakılırlar. Gelişmiş birçok ülkede bu anlayışa bağlı olarak sağ siyasal iktidarcılar yoksullara ayrılan bütçede kısıtlama yapmışlar ancak; Clintion ve Blair hükümetlerinin iktidara gelmesiyle bu bakış açısı kısmen değişmiştir. Yeni sol da refah devletinin bittiğini ama yoksullara yardım etmenin gerektiğini düşünmüştür.
Türkiye’de Yoksullukla Mücadelenin Önemi
Ülkemizde geleneksel dayanışma ilişkilerinin bireyi yoksulluk gibi olumsuzluklardan koruyacağı düşünüldüğü için yoksullukla ilgili mücadele uzun bir süre gündeme gelmemiştir. Bu konu Kızılay SHÇEK gibi kurumların yan işlevleriyle halledilmiştir. T. Özal liderliğindeki ANAP iktidarı döneminde 1986’da Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Fonu kurulmuş ve vakıflar aracılığıyla faaliyete geçmiştir. Kurum popülist bir amaçla kurulmuşsa da pek çok faydası da görülmüştür. Son yıllarda kriz gibi olumsuz durumlardan dolayı yoksulların ve yoksulluk yardımına başvuruların arttığını da görmekteyiz. Bu nedenle devletin bu konuda daha etkin politikalar geliştirmesi gereklidir.
Türkiye’de Yoksullukla Mücadele Koşulları ve Önemi
Refah devleti ülkelerinde sosyal yardım bir vatandaşlık hakkıdır fakat ülkemizde sosyal devlet ilkesi anayasamıza girmiş olmasına rağmen devletin vatandaşlara refah sağlaması bir hak olarak kabul edilmemiştir. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’nun yardımlarından yararlanma Türk vatandaşı olmak koşuluyla vatandaşlık hakkı olduğu kabul edilmiş ancak Afganistan’dan gelen göçmen dalgası sonunda bu hak Türkiye’de bulunan insanlara sağlanmıştır. Gıda giyim yakacak para gibi ihtiyaçlar fona bağlı ilçe vakıfları aracılığıyla sağlanmıştır. Başlarda halkımızın büyük bir çoğunluğunun sağlık güvencesi olmaması sebebiyle sağlık yardımları ilk sırada yer almıştır. 99’da sekiz yıllık eğitime geçişle beraber eğitim yardımlarında da artış olmuştur.
Sonuç: Ülkemizde yoksullukla ilgili ilk kurumsal yapı Turgut Özal zamanında politik amaçlarla kurulmuştur. İlk yıllardaki Fon harcamalarına baktığımızda gerçek amaç liberal piyasa merkezli politikalarına kaynak sağlamak olduğunu açıkça görebiliyoruz. Ancak son beş yıldır Fon’un kuruluş amacına hizmet ettiği görülmektedir. Ayrıca insan kaynaklarının geliştirilmesine de önem verilmiş, çocukların eğitimlerinin devamı için maddi yardımlarda bulunmuşlardır. Ek olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde de bölgelerarası eşitsizliği gidermek amaçlı projeler de vardır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder