Ana Sayfa

Son Dakika

5 Haziran 2011 Pazar

ENGELLİLERİN TOPLUMLA BÜTÜNLEŞME SORUNLARI - RAPOR

RAPORUN HAZIRLANIŞ SÜRECİ

İlk önce okulumuzun kütüphanesinde araştırma yaptım. Ancak çoğu kaynağın İngilizce olması sebebiyle, kütüphanemizden pek yararlanamadım. Forest Gump adlı bir roman buldum ve onu bir gecede okudum. Kitap çok güzeldi. Yalın anlatımı ve sürükleyiciliğiyle kitabı elimden hiç bırakmak istemedim. Engellilere bakış açısının değiştirilmesini sağlayan bu romanı geleceğin sosyal hizmet adayı olan bizlerin okuması gerektiğini düşünüyorum.

Daha sonra Milli Kütüphane’ye gidip üye oldum ve orada araştırmalarıma devam ettim. Engellilerin toplumla bütünleşme sorunlarıyla ilgili sadece iki kitap bulabildim. Raporum için bu kaynaklar elbette yeterli değildi. İnternetten http://www.sosyalhizmetuzmanları.org/ sitesini ziyaret ettim ve birçok makale okudum. Ancak engellilerin toplumla bütünleşme sorunlarına birçok yazar aynı pencereden baktığı için raporum çok geniş olmadı. Çünkü sebepler okuduğum bütün kitap, makale ve yazılarda aynı şekilde sıralanmıştı. Kasım Karataş’ın Ufkun Ötesi dergisinde yayımlanan Engellilerin Toplumla Bütünleşme Sorunları adlı makalesi raporuma ışık kaynağı oldu.

DEĞERLENDİRME

Engellilerin toplumla bütünleşme sorunlarını okuduğum kaynaklar sayesinde sıralandırdım ve raporuma yazdım. Bu raporu hazırlayış sürecimde toplumda engellileri daha çok fark ettim ve onların yaşadığı zorluklara çok şahit oldum. Otobüste ablasına yer vermek isteyen engellinin toplum tarafından yerine oturtulması ve ona acınması, sokaktaki engelliyle alay edilmesi, ailesi tarafından çok işlek bir caddede zihinsel engelli bir gencin bağlanması… Bunlara bizzat şahit olmak gerçekten kendi adıma büyük bir üzünç kaynağı oldu. Üzüldüğüm engelliler değildi, toplumun ta kendisiydi. Çünkü engelli bireyler de toplumun bir parçası ve her şeyden önce onlar da bir insandı. Sevap günah ayrımını bir kenara atıp insanların karşısında duran ve her ne kadar engelli de olsa üzülme, kendini küçük görme gibi birçok hislere sahip olan insanı bu şekilde kırmak ben insanım diyen birine gerçekten hiç yakışmıyor.

Engelliler iletişimsizlikten istihdama, çevre sorunlarından özel yaşama kadar birçok konuda engelleniyorlar. Bu konuda yetkililerin görevlerini yapmaları gerekmektedir. Ancak TV programlarına ceza amacıyla belgesel konulan bir toplumda ne kadar düşünülebilir ki engellilerin sorunları?

Sonuç olarak, kendilerini sağlıklı olarak gören insanların toplumda aslında en az kendileri kadar sağlıklı olan; ancak engellenen bireylerin olduğunu da unutmamalıdırlar.

Buse AÇIKGÖZ

Rapora ulaşmak için aşağıdaki linklere tıklayabilirsiniz...
SLAYT DOSYASI > Tıklayınız...
WORD DOSYASI > Tıklayınız...

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Kadın, Erkek ve Şiddet

Yıllardır süre gelen üzücü sorun, kadına yönelik şiddet. Eskiden beri toplumumuzda hakim olan ataerkil aile yapısı nedeniyle erkeğin çalışıp eve baktığını, kadınınsa ev işlerini yapıp kocasının her istediğini yapmak zorunda olduğu akıllara kazınmıştır. Bu durumda erkek eve para getirdiği için ve her şeyden önemlisi erkek olduğu için ailede kendini üstün görür. Kendi üstünlüğünü göstermek ve kabul ettirmek için de kendince bir gereklilik olan şiddete yönelir. Bu durumda mağdur elbette ki kadındır.
Günümüzde bu sorun kadının çalışma hayatına girmesiyle ve tabiî ki eğitim seviyesinin yükselmesiyle bir nebze de olsun azalmıştır. Kadının bu ilerlemesi erkekte özgüven eksikliğine sebep olmuş ve kendince bir telaşla yine şiddete yönelmeyi tercih etmiştir. Kadın hem çalışıp hem de ev işini yaparken kadın erkek arasında eşitsizlik hala görülmüştür.
Peki kadın neden bu şiddete katlanıyor? Cevap çok açık. Çünkü kadının destekleyicisi yok! Kadın her şeyden önce kendi ailesini yanında hissetmiyor. Dahası bazı toplumlar boşanan kadını toplumdan dışlamaya kadar götürebiliyor işi. Hal böyle olunca aile, kadıdan daha çok korkuyor dışlanmaktan. Boşanma ya da evi terk etme durumunda kocanın çocukları kaçırıp anneye göstermeme durumu da var tabi. Kadın çocukları için kendini feda edip maalesef katlanıyor bu kötü duruma. Bu durumun örneklerine küçük bir yerde yaşadığımdan dolayı çok tanık oldum. Şiddet görüp evi terk etmek zorunda kalan kadın kocasının ‘pişmanlık sözlerine kanıp’ daha doğrusu mecburiyetten evine geri döndü, her şeye rağmen erkektir yapar diyerek… Ama şiddet yine devam etti.
Erkelerdeki bu şiddete eğilimi çoğu kimse eğitimsizlik kaynaklı olduğunu iddia etse de üniversite mezunu birçok erkeğin de şiddete yöneldiği aşikar. Gerek haberlerde gerekse çevremde onların da kadına şiddet uyguladıklarını görmekteyim. Bu şiddete eğilimlilik insanın her şeyden önce kendisine olan saygısıyla ilgili bir durum. Çünkü erkek ya da kadın eğer kendisine saygısı varsa şiddeti tercih etmez. İnsan sorunlarını şiddetle değil, konuşarak çözmeyi öğrenmelidir. Ben şundan kesinlikle eminim ki eğitim almamış insandan değil, konuşmayı öğrenememiş insandan korkulmalıdır.
Sözün kısası; kadın artık kendini geliştirmeli, toplumdaki yerini yükseltmeli ve bu şiddete bir dur demelidir.
                                                                                                                                    Buse AÇIKGÖZ

15 Mayıs 2011 Pazar

10-16 Mayıs Engelliler Haftası Kutlu Olsun



Ankara Kalesi Gözlem ve Değerlendirme


Yapmış olduğumuz kale gezimizde Ankara’nın kentsel yapısını görme fırsatımız oldu. Uzunca bir yokuşu çıktıktan sonra kaleye vardığımızda kalenin Ankara’nın bambaşka bir yeri olduğu dikkatimizi çekti. Ara sokaklardan geçerken gördüğüm evler ilk önce sanki Ankara’ya ait değilmiş gibi geldi. Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış kalenin tarihi yerlerinin korunması ve bazı yerlerinde restore edilmesi beni sevindirdi. Kaleye giriş sırasında gördüğüm taşların üzerindeki yazılar ise tarihin korunduğunu gösterdi.

Kaleye çıktığımızda ise karşılaştığımız manzara çok şaşırtıcıydı. Başkentimiz olan Ankara’da bu manzarayı görmek elbetteki üzücü oldu. Kentin bir tarafına baktığımızda büyük modern binaları, lüks otelleri görüyorken, diğer tarafta ise göç sonucu oluşan çarpık kentleşmeyi, yıkık dökük, burada insan yaşayamaz dediğimiz evleri görebiliyorduk. Köyünden kasabasından çeşitli umutlarla gelen insanların belki de eski halinden daha kötü şartlarda yaşamak zorunda kalması insana üzülmekten başka ne hissettirebilir ki. Kaleden o manzaraya bakarken bir kutuyu anımsatan evlerin bir bölümünün yıkıldığını, insanların yıkılan yerleri kendilerince tamir etmeye çalıştıklarını gördüm. Evler sanki birer merdiveni andırıyor, bir evden başka bir eve gitmek için yokuş tırmanmak gerekiyordu. Evler arasında ne bir yol ne de bir merdiven vardı. İnsanlar kendilerince bir şeyler yapmaya çalışmışlardı ancak o yaptıklarının ne kadar faydası olabilir ki? O evlere bakarken aklıma yaklaşmakta olan kış mevsimi geldi, kar veya yağmur yağdığında ya da şiddetli bir fırtınada o evlerin hali acaba nasıl olur? Bence oradaki insanlar için kesinlikle bir çalışma yapılmalı.

Yine orayı gezerken orada yaşayan insanların geleneksel toplu yapısının özelliklerini taşıdığını gördük. Oradaki teyzelerin kendi pişirdiği ekmekten bizlere de vermesi, çocukların karşılığında harçlık isteseler de bize kaleyi gezdirmeleri samimi ilişkilerin hala devam ettiğini, yardımlaşma duygusunun da hiç bitmediğini bizlere gösterdi.

Gelecekte Sosyal Hizmet Uzmanı olacak bizlerin kentleşme sorununu böyle yakından görmesi bizler için çok yararlı olmuştur. Umarım hepimiz bu sorunları çözecek çalışmaların içinde bulunabiliriz.

Buse AÇIKGÖZ

Türkiye'de Yoksulluk



Göreliden Mutlak Yoksulluğa

Makalede günümüzde gittikçe büyüyen bir sorun olan yoksulluktan bahsedilmiştir. Son zamanlarda uluslar arası yardım ve finans kuruluşlarının yoksul ülkelere ilgilerinin artması sebebiyle, yoksulluk ulusal değil uluslararası bir sorun olduğu söyleniyor. Bunda elbette liberalizmin ve piyasa merkezli refah anlayışının etkisi vardır. IMF ve Dünya Bankası’nın ülkelere yaptığı uyum politikası ülke ekonomisini bozmakta ve dünya nüfusunun göz ardı edilemeyecek kadar büyük bir kısmı yoksulluk sınırının altındadır. Gelişmiş ülkelerle diğerleri arasında gelir farkı gittikçe artmıştır. Ülkemizde ise yoksulluk yardımlarına başvurular artmakta ve bunlara yardım eden Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Fonu’nun çalışmaları da eleştirilmektedir.

Yoksulluk Olgusuna Sosyolojik Bir Bakış

Yoksulluğun sosyal ve bireysel olduğu gibi politik de bir süreç olduğundan bahsetmiş. Bu nedenle yoksulluk ve buna neden olan yoksunlukların da neler olduğu önemlidir. Mutlak yoksulluk ölçümlerinde temel ihtiyaçlar belirlenerek yoksulluk sınırı; bu ihtiyaçların karşılanabilmesi içinde en az gelir bütçesi hesaplanarak açlık sınırı belirlenir. Göreli yoksulluğun ölçümsel anlamı yoksulluk sınırının saptanmasıdır. Makaleye göre; uluslar arası kuruluşların yoksulluk ölçütleri farklıdır. Çünkü her ülkenin temel ihtiyacı ve yaşam standardı farklıdır. Sosyolojik olarak yoksulluğun temelinde gıda eğitim konut nitelikleri gibi kavramların yanı sıra yoksulluğun yol açtığı sosyal ilişkiler de vardır.

Giderek Yoksullaşan Dünya ve Türkiye

Son zamanlardaki ekonomik kriz ve çatışmalar ülke ekonomilerini daha da kötüye götürmüş ve ülkelerde yoksulluk artmıştır. Zengin ve yoksul ülkelerdeki gelir dağılımı zengin ülkelerin lehine olması sebebiyle yoksulluk fakir ülkelerde daha da artmıştır. Ülkemizde ise son on yıldır yaşanan kriz felaket gibi olumsuz durumlar nedeniyle yoksulluk yardımına başvuran insan sayısı artmış ve bu sorunun giderilmesi için adil bir gelir dağılımını sağlayıcı önlemler alınması gerektiği görülmüştür.


YOKSULLUKLA MÜCADELE BİÇİMLERİ

Keynesci Refah Devletinden Piyasa Adaletine


Makalede yoksullukla mücadelenin 1970lere kadar refah devleti anlayışına göre olduğundan 70lerden sonra da kapitalizm ve bunun nedeni olarak da ekonomik krizler dolayısıyla piyasa merkezli bir refah anlayışına geçilmiştir. Bu anlayışa göre yoksulluk kapitalizmin geçici bir sonucu olarak görülmüş. Bu anlayışta yoksullara gönüllü kuruluşlar yardım eder ya da kendi kaderine bırakılırlar. Gelişmiş birçok ülkede bu anlayışa bağlı olarak sağ siyasal iktidarcılar yoksullara ayrılan bütçede kısıtlama yapmışlar ancak; Clintion ve Blair hükümetlerinin iktidara gelmesiyle bu bakış açısı kısmen değişmiştir. Yeni sol da refah devletinin bittiğini ama yoksullara yardım etmenin gerektiğini düşünmüştür.

Türkiye’de Yoksullukla Mücadelenin Önemi

Ülkemizde geleneksel dayanışma ilişkilerinin bireyi yoksulluk gibi olumsuzluklardan koruyacağı düşünüldüğü için yoksullukla ilgili mücadele uzun bir süre gündeme gelmemiştir. Bu konu Kızılay SHÇEK gibi kurumların yan işlevleriyle halledilmiştir. T. Özal liderliğindeki ANAP iktidarı döneminde 1986’da Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Fonu kurulmuş ve vakıflar aracılığıyla faaliyete geçmiştir. Kurum popülist bir amaçla kurulmuşsa da pek çok faydası da görülmüştür. Son yıllarda kriz gibi olumsuz durumlardan dolayı yoksulların ve yoksulluk yardımına başvuruların arttığını da görmekteyiz. Bu nedenle devletin bu konuda daha etkin politikalar geliştirmesi gereklidir.

Türkiye’de Yoksullukla Mücadele Koşulları ve Önemi

Refah devleti ülkelerinde sosyal yardım bir vatandaşlık hakkıdır fakat ülkemizde sosyal devlet ilkesi anayasamıza girmiş olmasına rağmen devletin vatandaşlara refah sağlaması bir hak olarak kabul edilmemiştir. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’nun yardımlarından yararlanma Türk vatandaşı olmak koşuluyla vatandaşlık hakkı olduğu kabul edilmiş ancak Afganistan’dan gelen göçmen dalgası sonunda bu hak Türkiye’de bulunan insanlara sağlanmıştır. Gıda giyim yakacak para gibi ihtiyaçlar fona bağlı ilçe vakıfları aracılığıyla sağlanmıştır. Başlarda halkımızın büyük bir çoğunluğunun sağlık güvencesi olmaması sebebiyle sağlık yardımları ilk sırada yer almıştır. 99’da sekiz yıllık eğitime geçişle beraber eğitim yardımlarında da artış olmuştur.

Sonuç: Ülkemizde yoksullukla ilgili ilk kurumsal yapı Turgut Özal zamanında politik amaçlarla kurulmuştur. İlk yıllardaki Fon harcamalarına baktığımızda gerçek amaç liberal piyasa merkezli politikalarına kaynak sağlamak olduğunu açıkça görebiliyoruz. Ancak son beş yıldır Fon’un kuruluş amacına hizmet ettiği görülmektedir. Ayrıca insan kaynaklarının geliştirilmesine de önem verilmiş, çocukların eğitimlerinin devamı için maddi yardımlarda bulunmuşlardır. Ek olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde de bölgelerarası eşitsizliği gidermek amaçlı projeler de vardır.